Batı Edebiyatında Akımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Batı Edebiyatında Akımlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR-ÖZETİM

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR1)HÜMANİZM:Hümanizm batı toplumlarının içinde yaşadıkları dünyaya karşı 14. yy dan itibaren etpki olarak ortaya çıkan yeni bir felsefedir.bu felsefenin hayatın değişik alanlarına somut yansıması olan rönesans ve Rönesans ın dini cephesini oluştutran reform hareketi arasında çok yakın ve çoğu zaman iç içe geçmiş bir ilişki vardır.
RÖNESANS:Bu felsefenin ışığında oluşan yeni bir kültür ve medeniyet sentezidir.

***
***
***
*
*
*
***
HÜMANİZM,RÖNESANS VE REFORMUN DOĞUP GELİŞMESİNE ETKİ EDEN ETMENLER
1)
2)
3)
4)
5)
6)
7)
8)
9)
10)
11)
12)
 
HÜMANİZMİN TEMELİNDEKİ 4 TEMEL İLKE; HÜMANİZM ÖZDE HRİSTİYAN VE PLATONİSTTİR..
*RASYONALİZM *NATURALIZM*SEKÜLARIZM(LAİKLİK)*
 
İNDİVİDÜALIZM(BİREYCİLİK)HÜMANİST SANAT/EDEBİYATIN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)
2)insanı sanatın konusu yapma (hümanist sanatın amacı insanı cennetteki kusursuzluğuna taşımaktır.insan aklı ile inaçları arasında denge kurabilen ve iradesini tanrıya teslim edebilen bir varlıktır.bu nedenle sanatın içeriği rasyonalizm,denge ve düzen kavralmlarından oluşur)
3)evrensel olma(şu veya bu kişi değil genel insan yapısı ele alnır .bu nedenle milli değil evrenselcidir)
3)aristokrat olma
4)dil, uslup ve şekilde halka hitap etmekten uzak aristokrat bir kimlikğe sahip.
 
HÜMANİSTLER VE ESERLERİ
*DANTE*PETRARCA*BOCCACİO*MONTAİGNE*CERVANTES*
SHAKESPEARE2)KLASİSİZM:
*
*
*hümanizmin başlangıcından romantızmın başlangıcına kadar olan döneme neoklasık dönem de denmektedir*
KLASİSİZMİN DOĞUP GELİŞMESİNE ETKİ EDEN ETMENLER
1)
2)kültürel gelişmeler(FRANSIZ AKDEMİSİ-RİCHELİEU)
3)aydınlanma çağı filozoflarının düşünceleri
*
*
*
*
*
***
KLASZİMİN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)
2)kuralcı
3)nesnel
4)evrensel insan dogasını esaa alma:doğadan kasıt dış dünya değil insanın doğasıdır.dış dünya ile ve oradaki varlılarla pek ilgilenmez.
(genel insan doğası çağlarda ve toplumlarda gerçekliğini gerçerlliğini yitirmeden günüzüze gelen insani değerlerdir)
5)özel insandan uzaklaşıp genel ve evrensel insanı ve insan doğasını esas alır(bireyselci değil genelci)
6)belli kültür medeniyet ekonemik güce sahip ,bednen ve zihnen kusursuz insanları esas alır.bu insan aynı zamnda belli bir tipin temsilcisi durumundadır.
7)alt ekonmi ve kültür sınıfı bu edebiyat eserrinin konusu olamaz.
8)insanı insan yapan değerleri esas aldığı için aşağı, alçaltıcı ve utandırıcı davranışlar üzerine durmazlar..
9)konu ve olayların gerçeğe benzer olması, her aklın ve herkesin kabul edebileceği gerçeklik sınırları içinde kalmalıdır.
10)akıl ve sağduyu;his, hayal ve duyguyu aklın ve mantığın kontrolünde tutar.
11)nesneldir;öznellik ve lirizmden nefret eder..
12)sanatkar eserlerinde kendi duygu ve düşüncelerini anlatamaz, olayları ve varlıkları kendi kabul ve redleriyle yargılayamaz..
13)bütün parça dengesi(denge unsuru);eserlerde poarça bütüne uyum sağlamalı aynı zamanda bütünden farklı olmalıdır
14)klasik eserlerde açıklık, sadelik ve mükemmmeliyet ön plandadır;konunun ne olduğundan çok nasıl işlendiği önemlidir.
15)zevk vererek eğitme;klasisizm sanatat ahlaki ve ağitici bir amaç yükler(okuyucuya hoşuna gidebilecek eser sunmak)
KLASİK SANATKARLAR
*
*
*
*
*
*
*
19 YY DA batıda hakim olan klasisizmin kuralcılığına ve akılcılığına tepki olarak fransız ihtilali döneminde ortaya çıkan edebiyat akımıdır.. 3)ROMANTİZM:
*
 ROMANTİZMİN DOĞUP GELİŞMESİNE ETKİ EDEN ETMENLER
1)
2)franszı ihtilali ile ortaya çıkan bireysel- toplumsal sıkntılar, acılar ve buhranlar,derin bir sosyal kültürel dini huzursuzluk ve kötümserlik gibi bir bunalım ortamında romantizm yeşermesi için bir zemin omuştur..
3)değişip genişleyen okuyucu çevresiyel bir likte sadece üst sınıf aristokrasiye değil her sınıftan insana hitap edebilme ve daha geniş halk kitlelelrine yönelme zdurumu ortaya çıktı.
4)klasisizmin kuralcılığı, akılcılığı ve millilikten uzak oluşu(sanatkarın özgürlüğünü kısıtlayan kuralcılık)
5)cooper ın duygu okulu
ROMANTİZMİN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)
2)bireyselcilik(öznellik)
3)doğa(dış dünya) ve egzotizm
4)kötümser , marazi ve melankolik duyarllık
5)kaçış,ölüm,intihar ve aşk temaları
6)kutupluluk
7)lirik şiir
8)yerli ve milli olma
9)tarih ve geçmişi önemser
10)tasvir
11)romantikler isyankar ve ihtilalcidir.
12)insanı ve sanatkarı merkez alma
13)hürriyet isteği
14)eserlerde tip değil karakter unsuru tercih edilir
15)sıcak ,samimi ve bireysel aynı zamanda keyfi bir uslup
*
ROMANTİK SANATÇILAR
*
*
*
*
*
*
*
4)REALİZM VE NATURALİZM:
REALİZM:
NATURALİZM:ozitivist ve determinst düşünce zemininde 18yy son çeyreğinde doğup gelişen ve bilimsel gerçeklik,nesnelllik,toplumsal işlev ilkelerine bağlı kalarak çağdaş indanı fizyolojik yapısıırsiyeti,yaşadığı çevre,aldığı eğitim çerçeveisnde açık ve yalın bir dille anlatmayı esas alan akımdır..
** naturalizmi hazırlayan çok önemli bir başak düşünce DARWİN in EVRİM TEORİSİ dir.darwinin evrim etorisini kabul eden naturalistler tanrının ve ruhun varlığını da kabul etmezler.
POZİTİVİZM:genel olarak modern bilimi temel alan;batıl inançalrı,metafizik ve dini,insanlığın ilelrlemesini engelleyen bilim öncesi düşünce tarlarını reddeden dünya görüşüdür.
** pozitivizm 19 yy fransız filozofu AUGUSTE COMTE tarafından sistemleştirilmiştir.
** pozitivist felsefe ise,pozitif bilimlerin verilerine dayanan rasyonalist bir felsefedir.
*bu nedenle pozitif;ölçülebilir,tartılabilir,deneye sokulabilir,faydalı olan şeydir.
*dini bilgilerin dogmatik yapısı nedeniyle sorgulanamayışı onu bilimsel bir araştırmanın nesnesi yapmak mümkün değilidr.
DETERMİNZM:evrende olup biten herşeyin bir nedensellik bağlantısı içinde gerçekleştiğinievrende ve insandaki tüm olgu ve olayların mutlak olaak nedenlerine bağlı olduğunu ve nedenleri tarfından koşullandığını savunan bir alayıştır.
**determinzm bir şeyin bir şeyle şartlandırılması ,bir hadiseyi ve onu meydana getiren şartalrın bütünüyle tayin etmek manasına gelir..
** determinizm rasyonalizm ve pozitivzmin uç noktasıdır
** detremnizmi formüle den yargı şudur;''aynı şartlar altında aynı sebepler ,daima aynı sonuçları verir.''
**determnizm hür iradeyi kabul etmediği gibi imkan,tesadüf, mümkün ,mucize ve olağanüstülüğü de kabul etmez.
** determinzm ''bilimsel kadercilik'' olarak da adlandırılmış ve bu yönüyle eleştirilmiştir.
 
REALİZMİN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)sanayileşme döneminin materyalist düşünce ortamında ortaya çıktı.
2)gerçekçi olma:romantizme tepki olarark ortaya çıkan realizm felesfede pozitivisttir.gerçeğe ancak ve ancak bilimin emrindeki akılla ulaşılableceğine inanır.
3)gözlemcilik:
4)çağdaş insan ve toplumu anlatma:daha ziyade orta ve alt sınıf insanlar üzrinde yoğunlaşmışlardır.söz konusu yoğunlaşmada TİPleşme dikkati çeker.
5)eleştirel gerçeklik
6)toplumcu gerçeklik
7)mekan ve çevreye önem verme/tasvir etme:
8)nesnel olma:(tarafsızlık)
9)olayları sınırlama
10 )darmatik roman:
11)sanata gerçeklik ve güzellik ilevi yükleme:(sanatta güzellik anlayışı)
12)sağlam ve titiz bir dil ve uslup anlayışı
 
REALİSTLER
* STENDHAL
*BALZAC
*GOGOL
*DİCKENS
*DOSTOYEVSKİ
*GONCOURT
*TOLSTOY
*ÇEHOV
*GORKİ
*HEMİNGWAY
*STEİNBECK
 
NATURALİZMİN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)bilimsel- deneysel gerçekliği esas alma
2)nesnel olma
3)insanı fizyolojik yapısı ,ırsiyeti ,çevresi ve aldığı eğitimi bağlamında ele alma
4)mekan ve çevreye önem verme/tasvir
5)sanata toplumsal işlev yükleme:(sanatta fayda anlayışı)
6)açık ve yalın bir dil ve uslübü benimseme(sanatkarane usluptan uzak bir dil ve uslup)
NATURALİSTLER
*DAUDET
*GONCOURT
*VALLES
*HAUPTMANN
 
5)PARNASİZM:18 yy ikinci yarısında romantik şiire tepki olarak doğmuş 19 yy sona ermiş bir şiir akımıdır.
PARNASİZMİN DOĞUP GELİŞTİĞİ ORTAM
kısacası ronamtik şiire duyulan tekiler,nesir alanına hakim olmaya başlayan naturalizm ve realizmin getirdiği sanat anlayışları;rasyonalizm,pozitivizm, determnizmin oluşturduğu nesnellik;sanat sanat içidir(santta güzellik anlayışı) anlayışını giderk öne çıkması gib gelişmeler şiir sahasında parnasizmin doğup gelişmesine ortam hazırlamıştır.
 
PARNASİZMİN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)dış gerçekliğin tasvrini önemseme
2)nesnel olma
3)felsefi şiie eğilimi
4)biçim yetkinlği ideali
5)ritmi önemseme
6)sanatı güzellik işlevi ile sınrılama
PARNAS ŞAİRLER
*BANVİLLE
*COPPEE
*LİSE
*HEREDİA
 
SEMBOLİZM:19 yy son çeyreğinde ,görünenin ardındaki gerçeği dilden elde edilebilecek aheng ve bir takım semboller yardımıyla okuyucuya sezdirme/anlatmayı esas alan bir akımdır.
**roman ve tiyatroda tesiri görülen sembolizmin etkisi resim sanatında da olmuştur.
** edebiyatta sembolizmin ilk belirtileri daha önceki yıllarda bazı şairlerin eserlerinde görmek mümkündür.bunların başında CHARLES BAUDELAİRE gelir.şiirin dış mükemmelliğine verdiği değerle parnasizme de dahil edilebilir.bunun dışında;RİMBAUT,MALLERME,VARLEİNE de bu yolu takip eden sanatçılardır.
**ayrıca DEKADANLAR olarak bilinen bir grup şairinde sembolizmin oluşumunda rolü olduğu söylenebilir.
** SEMBOLİZM adı bu akımın bildirisini hazırlayan JEAN MOREAS tarafından konmuştur.
 
SEMBOLİZMİN DOĞUP GELİŞTİĞİ ORTAM
1)pozitivizm,determinzm ve materyalizme karşı oluşan tepkiler neticesinde gelişmiştir.
2)bu arayışı yani sembolik felsefenin en önemli temsilcisi alman filozofu KANT tır. KANT insanın '' yaratıcı hayal gücü'' ne inanır.
3)sembolizm kant ın idealist felsefesi yanında bir başka alman filozofu SCHOPENHAUER ve spiritüalist felsefeci HENRY BERGSON un düşüncelerinden de etkilenmiştir.
 
SEMBOLİZMİN İLKE VE NİTELİKLERİ
1)farklı bir gerçeklik anlayışını benimseme:görünenin ardıdaki gerçeği,anlamı,ilahi ve ebedi gerçeği eserlerinde vermek veya sezdirebilmek
2)evrende benzerlikler ve ilişkiler ilkesini benimseme:
3)gerçeği anlatmada sembole başvurma
4)anlamda kapalı olma
5)özel ve lirik olma:sosyal meselelerle ve günlük hayatla ilgisi olmayan ,kendi iç dünyalarına dönük son derce duyarlı ve kötümser bir ruh haline sahip sembolistler aynı zamnda romantiktir.ama romantikler sembolist değildir.
6)musiki/ahenge önem verme
7)şekilde serbestlik :(serbest şiir esası)
8)mitolojik simgeler gönderimm yapma:
 
SEMBOLİSTLER
*BAUDELAİRE
*VARLEİNE
*RİMBAUT
*VALERY
*REGNİER
*MALLARME
**SEMBOLİZMİ tiyatroya taşıyan sanatkar MAURİCE MAERTERLİNCK tir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
  
 
 
  
pozitivist düşünce zemininde 18 yy 2.yarısından itibaren doğup gelişen gerçeklik ve nesnellik ilkeleri doğrultusunda çağdaş insan ve toplumu içinde yaşadığı çevreyle birlikte sağlam bir dil ve uslupla anlatmayı hedef alan akımdır.(DOĞAL,OLAĞAN,YAPMACIKSIZ,DOĞAYA DAYANAN FELSEFE)
SAİNT-PİERE
MUSSET
SHELLY
VICTOR HUGO
PUSKIN
LAMARTINE
GOETHE
romantizm de ''DÜŞÜNÜYORUM ,HİSSEDİYORUM ÖYLEYSE VARIM''.yargısı temel alınmıştır..
duygu tecrübesi
burjuva sınıfının; hürriyet, eşitlik ,demokrasi arzularının eseridir.(birey kendi değer ve kimliğinin farkına varmaya başlar)
romantizmin doğmasına neden olan en önemli sosyal hadise hiç şüphesiz FRANSZI İHTİLALİ DİR
fenelon
pascal
boileau
moliere
la fontaine
milton
corneille
eski yunan ve latin edebiyetını örnek alma
AYDINLANMA ÇAĞI:avrupada 17 yy ikinci yarısı ile 19 yy ilk çeyreğini kapsayan insan aklını ön plana alan, bilginin ışığında seçkinleşen kültürel döneme,bilisel keşif ve felsefi eleştiri çağına , felsefi ve toplumsal herkete verilen addır.aydınlanma çağı,sezgiye, mistisizme,aklıla bağdaşmayan dini dogmalara,skolastik düşünceye ve batıl inaçlara karşıdır..düşünmeyi esas alır.felsefenin özünü'düşünüyorum öyleyse varım.'(descartes) cümlesi formüle eder.
rousseau
diterot
voltaire
montesguieu
descartes
rönesans ve reform hareketlerinin getirdiği ekonomik ve sosyal hareketlilik ve mutlak monarşi (kral dini-katolik mezhebi)ortamı batı toplumlarında yeni bir sınııfn doğmasına zmeni hazırladı;BURJUVA sınıfı(etkisi)
klasisizm temelde rönesans döneminin hümanist felsefe ve edebiyatına dayanır
batı edebiyat tarihinin en uzun ömürlü akımı klasisizm olmuştur.
klasisizm batı da 16 yy sonlarında itibaren oluşmaya başladı 17yy ortalarında ve 18 yy sonlarınakadr varlığını sürdürdü.
17 yy ikinci yarısında rönesans ve reform ortamında fransa da ortaya çıkan bir debiyet akımıdır.
antik yunan ve latin edebiyatını örnek alma
avrupa milletlerine ait dillerin gelişmesi
maddi refahın arması veburjuva sınınfının ortaya çıkması
haçlı seferleri ve islam medeniyet ve düşüncesinin tanınması
topun icadıyla derbeyliklerin yıkılması ve yeni bir sosyal yapının oluşaması
katolik mezhebine karşı protestan mezhebin ortaya çıkması
bilgi ve düşüncenin daha geniş kitlelelre yayılması
matbaanın icadı ile kitap ve okuyucu sayısın artması
latince dili ve eğitimi yaygınlaştı,eski gerk ve katin esrlerine dönüş başladı
hür düşünceye hayat hakkı yoktu
eski yuna ve latin edebiyatına ait eserler kaybolmuştu
kalablaıkların bir avuç aritokrat ve ruhban sınıfı tarafından yönetilmesi
grek- latin kültür,medniyet ve inaçlarılaolan bağları büyük ölçüde koparmış ,tamamıyle hristiyan skolastık düşünce ortamının içinde yaşamak
reform harteketini başlatan kişi; MARTİN LUTHER dir.
luther in düşünceleri isveçli din admı huldreich ve franszı din adamı calvin tarfından sistemleştirildi ve protestanlık adını alan bir mezhep haline dönüştü.
boccacio
petrarca
dante
rönesansın ilk müjdecileri;
Hümanizm,rönesans ve reformun temelini ilkçağ felsefesi ve felsefecileri oluşturur.
hümanizm ve rönesans 14 yy başlarında italya da görülmeya başladı.asıl gücüne 15 yy da kavuştu ve 16 yy sonuna kadar devam etti.
REFORM:bu kültür ve medeniyet sentezinin dini cephesini oluşturan bir olgudur.

BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR

ıÜüBATI EDEBİYATI VE EDEBİ AKIMLAR ESKİ YUNAN VE LATİN EDEBİYATI: Batı edebiyatının kaynağı Eski Yunan ve Latin edebiyatlarıdır. M.Ö.9. yüzyıldan M.Ö. 2. yüzyıla kadar süren Eski Yunan edebiyatının ana kaynağı da Homeros’un İlyada ve Odise destanlarıdır. Eski Yunan edebiyatı didaktik türde HESİODOS; lirik türde SAPHO, PİNDAROS; fabl türünde AİSOPOS gibi şairleri yetiştirdikten sonra M.Ö.5. yüzyılda “altın çağı”nı yaşamıştır. Bu devrin önemli sanatçıları şunlardır: Tragedya’da: AİSKHYLOS (Agamemnon), SOPHOKLES (Kral Oidipus, Elektra), EURİPİDES (Andromak, Elektra) Komedya’da: ARİSTOPHANES, MENANDROS Hitabet alanında: DEMOSTHENES Felsefe alanında: SOKRATES, EFLATUN, ARİSTOTELES Tarih alanında: HERODOTOS M.Ö. 2.yüzyıldan sonra Eski Yunan edebiyatı yerini Latin edebiyatına bırakır. Latin edebiyatı Eski Yunan kültür ve sanatının etkisinde gelişen bir edebiyattır. Bu dönemin önemli sanatçıları şunlardır: Tragedya’da: ENNİUS Komedya’da: PLAUTUS, TERENTİUS Şiirde: HORATİUS (Lirik şair), OVİDİUS (Lirik şair), VERGİLİUS (Destan şairi) Hitabet alanında: ÇİÇERO (Nutuklar) Felsefe alanında: SENECA Tarih alanında: TACİTES Eski Yunan ve Latin edebiyatlarının mitoloji ile süslenmiş ürünlerinde doğa güzellikleriyle birlikte “gerçek insanı” buluruz. Bu ürünlerde insanların sevgileri, acıları, yiğitlikleri, kinleri.....yer alır. Bu sevgiler, yiğitlikler, kinler ve acılar da “yazgılarında” dönüp dolaşarak “
__________________
İNSANCILIK” (Hümanizm) ve “ERDEMLİ OLMA” düşüncesinde birleşirler. 5. yüzyılda Batı Roma İmparatorluğunun yıkılmasından sonra, Avrupa’da, 11.yüzyıla kadar sanat ve kültür alanında “öbür dünya” düşüncesinin egemen olduğu ölü bir dönem başlamıştır. 11.yüzyıldan sonra kilise ve din görüşünü her şeyin üstünde tutan , kişinin yaşam ve düşünce özgürlüğünü kısıtlayan, edebiyatta ve sanatta “öbür dünya” düşüncesini egemen kılan “ORTA ÇAĞ” başlar. Bu çağda görülen doğa ve dinle ilgili yiğitlik öyküleri, halk ozanlarının aşk ve yiğitlik konularında söyledikleri “BALATLAR” ve ulusal destanlar dönemin başlıca edebiyat verimleri arasındadır. Orta çağın büyük ozanı Rönesans’ın da hazırlayıcılarından olan ve “İlahi Komedya” adlı eseriyle tanınan DANTE’dir. Batı edebiyatında yenileşme, bilim ve sanatta “YENİDEN DOĞUŞ” anlamına gelen “RÖNESANS”la başlar (14.yüzyılın sonu, 15. ve 16. yüzyıllar). Rönesans’la halk ve devlet ilişkileri yeniden düzenlenmiş, kralların ve derebeylerin dine dayalı sınırsız güçleri kırılmış, kişinin insance ve özgür yaşama isteği gerçekleşme yoluna girmiştir. Böylece uluslar edebiyatla, bu gerçeklere dayanan “insanca” düşünceleri yayarak, kilise dili olan Latince’nin yerine kendi ulusal dilleri ile güçlü yapıtlar ortaya koymaya başlamışlardır. Bu dönemin ünlü sanatçıları şunlardır: Şiirde: RONSARD Romanda: RABELAİS, CERVANTES (Don Kişot) Deneme alanında: MONTAIGNE, BACON Tiyatro alanında: SHAKESPEARE [Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear, Romeo ve Juliet (Dramları), Venedik Taciri, Hırçın Kız, Yanlışlıklar Komedyası.......(Komedileri)] Rönesans, 17.yüzyılın ortalarına doğru “Klasisizm” akımının doğmasına yol açmış, böylece Batı Edebiyatı birbirine tepki olarak ortaya çıkan akımların etkisinde 20. yüzyıla kadar gelişimini sürdürmüştür. BATI EDEBİYATINDA AKIMLAR KLASİSİZM 17. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkan bir akımdır. BOILEAU bu akımın kurucusu olarak kabul edilir. Klasikler Eski Yunan ve Latin edebiyatını bilgi ve esin kaynağı olarak benimsemişlerdir. Temel olarak şu ilkelere dayanır: Sanat, “insan tabiatına” önem vermeli ona sevgi ve saygı duymalıdır. Klasik bir eser “akıl” ve “sağduyu”ya dayanmalıdır. Eser, “dil”, “anlatım” ve “ın kimi şiirlerinde bu akımın izleri açıkça görülmektedir. şekil” de en olguna varmaya çalışmalıdır. Klasikler, insanların her zaman, her yerde, her toplumda aynı duygu ve düşüncede olduklarını kabul ederler. Onun için eserlerinde değişmez tipler yaratırlar. Klasisizmde fiziksel ve sosyal çevre önemli değildir; çünkü bunlar değişkendir. Bu akımda, sanatta mükemmeli bulmak esastır. Mükemmeli bulmak ise konunun seçilişinde değil, onun ele alınıp anlatılışındadır. Onun için anadili en güzel biçimde kullanmak da esas olmalıdır. Böylece klasikler günlük konuşma dilinden farklı kitabi bir dil kullanmışlardır. Sanatta sıkı kuralların bulunması ve sanatçıların bunlara uyması gerektiğine inanan klasikler, “üç birlik” kuralının doğmasına neden olmuşlardır (Yer, zaman ve eylem birliği) Eserlerinin kahramanlarını hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere de yer vermezler. “Ahlaka uygunluk” ilkesine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Yapıtlarının etkileyici olmasını , hoşa gitmesini, tarih biliminden ayrılabilmesini ve din dışı konulara eğilmesini temel ilke olarak kabul etmişlerdir. Edebiyat türü olarak daha çok tiyatroyu, tiyatro türü olarak da trajedi ve komediyi benimsemişlerdir. Başlıca temsilcileri: Boileau (şiir) La Fontaine (fabl) Racine, Corneille (trajedi) Moliere (komedi) Madame de La Fayette (roman) La Bruyere (karakterleriyle) Bossuet (hitabet) “Klasisizm, geçici rağbeti değil, sürekli rağbeti arar”. Andre Gide. TÜRK EDEBİYATINDA KLASİSİZM Türk edebiyatı Batı’ya açıldığında klasisizm dönemini tamamlamıştır. Bu nedenle edebiyatımızda klasisizmin önemli bir etkisi olmamıştır. Şinasi’nin “Şair Evlenmesi”adlı komedisi, La Fontaine’den yaptığı çeviriler ve Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere’den çevirileri, bu anlayışın ürünleri olarak sıralanabilir. ROMANTİZM (COŞUMCULUK) 1830’lu yıllarda klasisizme tepki olarak doğmuştur. Victor Hugo’nun “Hernani” adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır. 1789’da fransız İhtilali’yle birlikte derebeylik ve aristokrasi çökmüş; yeni bir yapılanma ortaya çıkmıştır. Buna bağlı olarak romantizm, yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlamış, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunmuştur. Avrupa’da o zamana kadar süregelen Latin ve Yunan hayranlğı yerini Shakespeare, Goethe ve Schiller hayranlığına bırakmıştır. Klasik öğretinin bütün kuralları yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatları yerine Hristiyanlık mucizeleri, milli efsanler işlenmiş; konular ya tarihten ya da günlük olaylardan çıkarılmıştır. Tabiat manzaralarının, yerli ve yabancı törelerin betimlenmesine geniş yer verilmiş, insan psikolojisinin soyut olarak incelenmesi bırakılarak, insanlar çevrelerinde incelenmiş, insanın islâhından önce toplumun ıslâhı amacı ön plana alınmıştır. Klasik edebiyatın akıl ve sağduyuya önem vermesine karşılık, romantizmde hayal ve fanteziye geniş yer verilmiştir. Yazarlar eserlerinde kişiliklerini gizlememişler, olaylar karşısında duygu ve görüşlerini açıkça anlatmışlardır. Romantik şiirde, doğa sevgisi; bireycilik; Ortaçağa, yabancı ülkelere, Doğu’ya hayranlık; toplumsal geleneklere isyan; duygulara, doğaüstü güçlere, rüyalara, ihtiraslara bağlılık dikkat çeker. Zıtlıkların uyumunu ilke olarak benimseyen romantikler hayatı güzel, çirkin... bütün yönleriyle vermeye çalışırlar. Klasiklerin önemsediği din duygusuna geniş yer veren romantiklerin kahramanlarının çoğu dindardır. Din, her şeyin gelip geçici olduğunu söylediği için de kahramanlar , genellikle kuşkulu, üzüntülü ve karamsardırlar. Edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı benimseyen romantikler, her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak almışlardır. Genel olanın yerine özeli, tipin yerine gözalıcı olanı seçmişlerdir. Aşk, ölüm, tabiat en belli başlı konular olarak dikkat çeker. Bu akımda oyun türlerinden dram, edebiyat türlerinden de roman gelişmiştir. Başlıca temsilcileri: Victor Hugo (Sefiller. Notre Dame’in Kamburu, Cromwell, Hernani.......) J.Jack Rousseau (Emile, İtiraflar, Toplum Sözleşmesi) Goethe (Faust) Lamartine (Greziella) A. Dumas Pere (Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu) A. Dumas Fils (Kamelyalı Kadın)ýý Alfrede de Musset (şiirleriyle) Schiller (“Haydutlar” adlı dramı ve denemeleriyle) Lord Byron (Don Juan, diğer şiirleriyle) Chateaubrian Puşkin Shakespeare Stendhal (Romantizmden realizme geçmiştir) Balzac (Romantizmden realizme geçmiştir) “Romantizm, ağlayan yıldız, inleyen rüzgar, ürperen gece, kendinden geçen çiçektir”. Musset “Romanitzm, varlıkların olduklarından başka türlü olmadığına, olmayacağına üzülmektir”. A. Gide TÜRK EDEBİYATINDA ROMANTİZM Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu romantik akımın etkisiyle kaleme alınmıştır. Namık Kemal roman ve tiyatrolarıyla Ahmet Mithat, ilk romanlarıyla Recaizade Mahmut Ekrem, şiirleriyle Abdülhak Hamit, tiyatrolarıyla REALİZM (GERÇEKÇİLİK) 19. yüzyılın ikinci yarısında romantizmin aşırı duygusallığına tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. 1857 yılında Gustave Flaubert’in “Madame Bovary” adlı romanıyla, realizmin, romantizm karşısındaüstünlük sağladığı kabul edilmektedir. Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır. Konular gerçekten alınır. Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatılır. Bunun sağlanması için gerektiğinde anket gibi bazı sanat dışı yöntemlere bile başvurulmuştur. Bu akımda, gerçeğin anlatılması için kişilerin psikolojileri, onların kişiliklerini etkileyen çevrelerinin tanıtımı, içinde bulundukları ortam ayrıntılarıyla verilir. Onun için de betimleme, realist yazarlarda en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker. Yalnızca yaşananın anlatılmasına yönelen gerçekçiler, olaylar ve kişiler karşısında tarafsız davranırlar. Eserlerine kendi duygu, düşünce ve yorumlarını katmazlar. Yine, gerçek hayatın anlatılması esas olduğu için eserlerinde toplumun sıradan insanlarına rastlanır. Eserlerinde daha çok yaşamın olağan olaylarına yöneldikleri için çok basit bir konu bile ele alınıp işlenir. Gerçekçi yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur. Gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı amaçlarlar. Gerçekçi yazarlar, biçim güzelliğine çok önem vermişler, dilde ve anlatımda süsten, özentiden kaçınmışlardır. Başlıca temsilcileri: Stendhal (Kırmız ve Siyah, Parma Manastırı) Balzac (Goriot Baba, Vadideki Zambak, Eugenie Grandet) G. Flaubert (Madame Bovary) Lev Tolstoy (Savaş ve Barış, Diriliş, Anna Karenina) Dostoyevski (Suç ve Ceza) A. Çehov (Vanya Dayı, Vişne Bahçesi) M. Şolohov (Ve Durgun Akardı Don) E. Hemingway (Çanlar Kimin İçin Çalıyor) J.Steinbeck (Gazap Üzümleri) Herman Melville (Moby Dick) Charles Dickens (Oliver Twist, David Copperfield) Gogol (Müfettiş, Ölü Canlar) Turganyev (Babalar ve Oğullar) M.Gorki (Çocukluğum, Benim Üniversitelerim, Ekmeğimi Kazanırken) “Roman dediğin, bir uzun yol üzerinde dolaştırılan bir aynadır. Bir bakarsın göklerin maviliğini, bir bakarsın yolun irili ufaklı çukurlarında birikmiş çamuru görürsün. Sonra da kalkıp heybesinde bu aynayı taşıyanı ahlaksızlıkla mı suçlayacaksınız? Aynası çamuru gösteriyor diye aynaya kabahat bulmak olur mu? Böyle çamurlu çukura bulunan yola, daha doğrusu suyun akmasını, kokmasını, çamur çukurları meydana getirmesini önlemeyen temizlik müfettişine ...” Henri B.Stendhal TÜRK EDEBİYATINDA REALİZM Recaizade Mahmut Ekrem (Araba Sevdası) Samipaşazade Sezai (Zehra) Nabizade Nazım (Kara Bibik) Halit Ziya Uşaklıgil (Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar) Yakup Kadri Karaosmanoğlu (Kiralık Konak, Yaban......) Memduh Şevket Esendal (Ayaşlı ve Kiracıları) Reaşat Nuri Güntekin (Romanlarıyla) Refik Halit Karay (Romanları ve hikayeleriyle) Sait Faik Abasıyanık (Roman ve hikayeleriyle) NATÜRALİZM (DOĞALCILIK) 19.yüzyılın sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıkan natüralizm, bir anlamda realizmin bir üst basamağı (gerçeğe yaklaşmadaki katılığı nedeniyle) olarak düşünülebilir. Natüralizmi, realizmden ayıran nokta onun deney yöntemine de yer vermesidir. Deney yöntemi, doğa olaylarında aynı nedenler, aynı koşullar altında aynı sonuçları doğurur düşüncesidir (Determinizm). Natüralistler bu anlayışın tabiatta olduğu gibi insan yaşamı için de geçerli olduğunu savunmuşlardır.Bu yaklaşımla pozitif bilimlerle sanatı birleştirmeye çalışmışlardır. İnsanın fizyolojik özellikleri üzerinde durmuş; insanı ırsiyet (soyaçekim) ve genetik özellikleriyle ele almışlardır. Ayrıca sosyal çevrenin insan üzerinde yaptığı etkileri de derinlemesine araştırmışlar, bir anlamda kendilerini bilim adamı, toplumu laboratuvar, insanı da deneme, inceleme aracı olarak ele almışlardır. Natüralist yazarlar insanı belli koşulların içinde ele alır, onun duygu ve düşünce dünyasını, yetiştiği doğal ve toplumsal çevrenin etkisi doğrultusunda çizerler. Onların eserlerinde insan kendi yazgısını biçimlendirici, çevre üzerinde değiştirici bir güç taşımaz. Toplumsal nedenleri bir yana bırakmışlar, yalnızca yaşananı “nesnel” bir biçimde aktarmakla yetinmişlerdir. Bu sebeple de onlara “zabıt katipleri” yakıştırması yapılmıştır. İnsan psikolojisiyle fizyolojisini birbirine bağlı kabul ettikleri için eserlerinde kahramanların fiziksel özelliklerini çok ayrıntılı olarak vermişlerdir. Buna bağlı olarak da betimleme, doğalcı eserlerin en önemli anlatım biçimi olarak dikkat çeker. Realistlerdeki biçim güzelliği, kompozisyon olgunluğu ve üslup kaygısı natüralistlerde yoktur. Ancak natüralistler de halkın kolayca anlayabileceği açık ve yalın bir dil kullanmışlardır. Tiyatroda, kostüm ve dekora önem veren natüralistlerin eserlerine genel olarak bir kötümserlik havası hakimdir. Başlıca temsilcileri: Emile Zola (Meyhane, Germiznal, Nana, Toprak.....) Alphonse Daudet Guy de Maupassant Goncourt Kardeşler “Roman anlatılmış ve tabiattan çıkartılmış belgelerle vücuda getirilmelidir. Tarihçiler, mazinin hikayecileri, romancılar da halin hikayecileridir”. Goncourt Kardeşler TÜRK EDEBİYATINDA NATÜRALİZM Bizim edebiayıtımızda doğalcılık anlayışına en çok yaklaşarak eser veren sanatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Ancak eserlerinde sosyal eleştiriye yer vermesi onu natüralistlerden ayıran önemli bir noktadır. PARNASİZM Fransa’da şiir türünde ortaya çıkmış bir akımdır. Şiirdeki gerçekçilik diyebileceğimiz parnasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin şiirdeki sentezinden oluşmuştur. 1886’da “Parnas” adlı derginin yayınlanmasıyla ortaya çıkmıştır (Parnas: Mitolojide ilham perilerinin yaşadığına inanılan efsanevi dağın adı). Parnasyenler şiiri salt biçim olarak görürler. Bu nedenle biçim güzelliğini her şeyin üstünde tutarlar. Yine aynı nedenlerle ölçü ve uyağa çok önem vermişler, ritmi ön plana çıkarmışlardır. Sözcüklerin birarada kullanılmasından doğacak müziği de şiir için gerekli görmüşlerdir. Parnasizm, romantizme tepki olarak doğduğu için bu akımda duygunun yerini düşünceler almış, parnasyenler şiirde ayrıntılı ve nesnel betimlemelere yer vermişler, duygusallığı reddetmişlerdir. Şiiri, ışık, gölge, renk ve çizgilerle sağlamayı düşünürler. “Sanat, sanat içindir” görüşünde olan parnasyenler şiirde yarar değil, güzellik ararlar. Tarihteki mutlu dönemlere duyulan özlem, yabancı ülkelerin manzara ve gelenekleri işlenen konulardır. Parnasyenler Eski Yunan ve Altin mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Dolayısıyla ele alınan bazı konular klasisizmle benzerlikler taşır. Başlıca temsilcileri: Th. Gautier T.D. Banville François Coppee J.Maria de Heredia TÜRK EDEBİYATINDA PARNASİZM Bu akımın en belirgin etkileri Tevfik Fikret’te görülür. Kimi yönleriyle Yahya Kemal de bu akımdan izler taşır. SEMBOLİZM (SİMGECİLİK) 19.yüzyılın ikinci yarısında parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Parnasyenler insan duygularına, izlenimlere önem vermiyorlardı Onalr için önemli olan gerçekti, düşüncelerdi.Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış, duygusallığa, insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onalra göre somut varlıklar, dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır. Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna getirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz. Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı, bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış, dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır. Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir. Durgun sular, ay ışığı, alacakaranlık, tan ağartısı, perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm, bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır. Parnasyenlerin genellikle “sone” nazım biçimini kullanmalarına karşın, sembolistler daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir. Başlıca temsilcileri: Baudelaire Rimbaud Mallarme Verlaine Puşkin TÜRK EDEBİYATINDA SEMBOLİZM Bu anlayışın ilk uygulayıcısı Cenap Şahabettin’dir. Ancak bu akımın en başarılı örneklerini veren şairimiz Ahmet Haşim’dir. Kimi yönleriyle Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi şairler de bu akımın izlerini taşırlar. “Şairin dili, düzyazı gibi anlaşılmak için değil, ama duyulmak üzere oluşmuş müzik ile söz arasında, sözden çok müziğe yakın, ortalama bir dildir”. Ahmet Haşim (Piyâle Önsözü) EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK) 1890-1910 yılları arasında Fransa’da gelişmiş; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini sürdürmüş bir akımdır. Sembolizmle birlikte gerçeküstücülüğü (sürrealizm) hazırlayan bir akım niteliğindedir. Bu akımda dış dünya ile ilgili gözlemlerin, sanatçının iç dünyasında oluşan değişik ruhsal durumuna göre yansıtılması esas alınmıştır. Onlara göre duyularımız dış dünyayı bize olduğu gibi değil, onun gerçek görünüşünü değiştirerek ulaştırır. Bunun için de bizim anlattıklarımız dış dünya değil, bu dünyanın hayalimizle bezenmiş bizdeki izlenimleridir. “Seyreyledim eşkâl-i hayâtı Ben havz-ı hayâlin sularında, Bir aks-i mülevvendir onun’çün Arzın bana ahcâr ü nebâtı” Ahmet Haşim (Mukaddime) SÜRREALİZM (GERÇEKÜSTÜCÜLÜK) 20.yüzyılın başlarında Andre Breton tarafından Freud’un görüşlerine (psikanaliz yöntemi) dayanılarak açılan bir sanat akımıdır. Gerçeküstücülüğün bilgi ve esin kaynağı olan Freud’a göre, insanoğlunun dış dünyasından edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş (rüya, yarı rüya) durumunda çözülerek ortaya çıkar. Sürrealistler, Freud’un bu görüşünü edebiyata uygulamışlari bir anlamda bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliğini savunmuşlardır. Dolayısıyla içinden geldiği gibi yazmak bu akımın en belirgin özelliğidir. Akılcılığın karşısındadırlar, geleneksel ve biçime dayalı inanç ve değerleri düşünceden silmişlerdir. “Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak içim başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır”. Andre Breton Bu akımın Batı’daki en önemli iki temsilcisi Andre Breton ve Paul Eluard’dır. Bizim edebiyatımızda Orhan Veli Kanık’