kitaplardan alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitaplardan alıntı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tahir ile Zühre / Ateşe Yazgılı Pervaneler

Aşığın elindeki kâr sadece aşk. Ve aşk yordamına sahip gönül, aşkın sürekli göçebesi. Hep yürümek zorunda o; kendinden aşka, aşktan sevgiliye. Ki aşkın yegane koşulu sevgiliyi aramaktır. Bulmakta aramaktır. Aşığın aşktan bütün nasibi, aramak...Aşk, gönül konutunu aydınlatsın, bu yeter aşığa. Can konutu kime adanmış bu...nu bilsin yeter. Artık gizli kanatları vardır aşığın; yâr ile arasına giren mesafelerin üzerinde, açılır kapanır gizlice. Aşk kalmamışsa kanatlar da hissedilmez.

Ama aşk varsa, aşık sevgilidedir daima. Mesafeler ise aşk üzüntüsünün mecazı. Böylece bilir ki üzüntü kaldıkça aşk da var demektir.
Aşkın çilesini bir can çekişmesi gibi duysa da, sevgili hayaliyle diridir o. Doğru aşk, geleceği olan aşk, böyle birbirinden can alıp veren sevgililerin aşkıdır; yaralar, ama yaralanmaz.

Tahir ile Zühre / Ateşe Yazgılı PervanelerMünire DANİŞ

Nazan BEKİROĞLU / Nun Masalları

Bana sevgini söyle.

Bana aşkını söyle.

Senin aşkında, senin aynanda evvelâ kendimi göreyim.
...

Kendi güzelliğime hayran olayım. Ne kadar güzel yaratılmış olduğumun farkına varayım. Ben ağlayayım ve sen bana, ne kadar güzel ağlıyorsun, gözyaşların ne kadar güzel, de. Bana sonsuzluğa dair bir şey söyle.

De ki varlığıma, de ki varlığına, de ki mutlak olana açılan yollara inancım pekişsin. De ki varlığından haberdar olayım. Güzel başını tahta bir rahleye dayayarak sen de ağla. Var olmuş olduğundan ve dahi var olmuş olacağından emin olayım. Binbir türlü çeşitlemesine dalarak âlemin evvelâ, binbir merhalesinden, binbir vadisinden geçerek; var olmayanın gözle görülmeyenin mutlak güzelliğinde bulalım kendimizi. Ve öyle bir an gelsin ki varlarla yetinmeyerek artık, yoklukları seçelim. Aynalarda görünmez olalım.

Şimdi hattat, şimdi bana aşkını söylemelisin.

Şimdi bana sevgini söylemelisin.

Nazan BEKİROĞLU / Nun Masalları

Ferrari'sini Satan Bilge..


"Acı çekersek tadına varabileceğimizi öğrenmiştik şiirlerden...
Ama şiirlerin bir şair yalanı olduğunu unuttuk.
Ve şairlerin yalanları, gerçekleri göstermek için kullandığını...
Acımayı keşfettik.
Kanamayı.
Verdiğimiz acı kadar unutulmaz olacağımızı sanıyorduk.
Aşk acıdan ayrıydı.
Mutlulukla alakasızdı.
Aşkın içi boş sandık.
Yaşadıkça dolacağı inancıyla her dakikaya başka bir mana verdik.
Anı sığdırdık.
Aşk tekti.
İçi ve dışı olmayan tek şeydi.
Yanıldık.
Aşk noksandı.
Ne zaman tam olsa, ölüm olurdu.
Ölmemek için noksanlığını ittik hayatımızdan ve daha da yaşasın diye yeni noksanlıklar yerleştirdik etrafına.
Aşkın yanı, yamacı yoktu.
Tekti.
Tekildi.
Çoğula bundan karşıydı.
Onun için, iki kişiden birinin yokluğunda görünür

A.Ş.K neyin kısaltması / Tuna KİREMİTÇİ

''En koyu yalnızlık bile bir tanığa ihtiyaç duyar'' demiş Cemal Süreyya günlüğünde...
Peki yıllarca beklemiş bir kahkahanın,nice dertlerden sonra ferahlamış bir kalbin,çalışa çalışa nasır tutmuş
sevinçli parmaklarında birer tanığa ihtiyacı yokmu?
Ya da şöyle sorayım:sadece ve sadece ''kötü gün dostu'' olmak ta birazda dostlarımızın acılarına tanıklık
etmenin verdiği karanlık bir lezzetmi var?

A.Ş.K neyin kısaltması / Tuna KİREMİTÇİ

Murat Başaran/ Sevmek Ölmekle Başlar

Bazı lüks restaurantlar vardır...
Bazı lüks oteller...
Orada parayı yediğiniz yemeğe değil, güya aldığınız hizmete ödersiniz. orada masa örtüleri pahalıdır. orada garsonların aylıkları yüksektir. oradaki porselenler, çatal kaşık takımları ithaldir.
Sıradan vatandaş mönüden bir şey anlamaz. çoğu zaman yabancı dil bilmekte kafi değildir.
Ve yemekler lezzetli değildir. oraya gidenler bunu umursamaz.
Umursayamaz.
Farkedemezler çünkü.
Mide ile işkembe arasında fark vardır çünkü.
Oralar midenin değil, komplekslerin tatmin yeridir.
Bazı lüks restaurantlar dedim.
Hepsi değil tabii...
-------------------------------------
Bazı lüks insanlar vardır.
Etiket kokarlar.
Gözlükleri pahalıdır. çakmakları ve saatleri de... uzaktan baktığınız da -eğer hareket etmiyorlarsa- saygıdeğer insan görüntüsü verirler. ama en ufak hareketlerinde veya konuşmalarında bir mızrağın boşu boşuna çuvala sokulmak istendiğini farkedersiniz.
Birşeyler akar, birşeyler dökülür. tablo bozulur. manzara sırıtır.
yerli yerinde olmayan birşeyler vardır.
O pahalı gözlüklerin, saatlerin, gömleklerin ve kıyafetlerin mağaza vitrinlerindeki cansız mankenlerde bile daha sıcak, daha anlamlı durduğunu düşünürsünüz. şıklığı aksesuarlar sağlıyorsa, içindekinin şık olmadığı gerçeği ortaya çıkar.
İşin kötüsü onlar bunu farkedemezler.
Oldu zannederler.
Oldum zannederler.
Bazı lüks insanlar vardır.
Etiket kokarlar.
Hepsi değil tabii...
----------------------------------
Bazı evler vardır.
Geniş evler... gösterişli evler... zengin evler...
Eşyaları topluca alınmıştır. dekoratörlere danışılmıştır. o eşyalar kıyafetler gibidir. modaya ve mevsime göre değişirler. eşyalar eskime asaletini yaşayamazlar.
O eşyalar yaşamazlar
O eşyaları yaşayan da yoktur.
Bazı evler vardır.
Lüks oteller gibidir.
Akşama tarhana pişiren, çorbanın yanına süpriz hazırlayan anne yoktur.
Akşama evdekiler için üç- beş birşeyler almanın telaşı ve gayreti içinde eve dönen baba yoktur.
Akşam babasını gözleyen çocuk veya çocuklar ve akşam yemeğini mutluluğa dönüştürecek aile duyguları yoktur.
Bazı lüks evler vardır; lüks oteller gibidir.
Hepsi değil tabii...
----------------------------------------------------
Bazı lüks evler, bazı lüks restoranlar ve bazı lüks insanlar vardır. bu üçgenin derininde yaşanan ortak kader mutsuzluktur.
Çaresini bir türlü bulamazlar. bir türlü satın alamazlar.
Ve farkında oldukları ama çaktırmadıkları tek şey de budur: Mutsuzluk...

Murat Başaran/ Sevmek Ölmekle Başlar.

Elif Şafak-Med-cezir

Uçurumun kenarında durmuş düşünürken yazacağın kelimeyle atacağın adımı,yani aslında sorarken kendi kendine soramadığın takdirde aşağıya düşmenin nasılda korkutucu olacağını,yazı tutar çok daha da beterini sunar sana,seçeneğin varmışçasına.Uçurumu yutarsın yazdıkça.
Dil dipsiz bir boşluk oluverir o zaman,yudum yudum alırsın içine.Simyası kimyana karışır.Düşmekten de ürkütücüdür uçurumu yutmak.İçinde damarlarında, beyninin kıvrımlarında o dipsiz boşlukla yaşamak..günbegün..senebesene...hayatbehayat...Yaz abilmek için benliğinin evinde ne var ne yoksa çıkartıp atmayı göze almak zorundasın.Mahremiyetini yitirmeye ve mahrumiyete hazır olmalısın....
ve sonra şöyle der Elif ablam;
Yazmak,tanıdık ama bir o kadar yabani, yabancı bir bedenle sevişmektir ve her sevişmede olduğu gibi burada da dişil olan katbekat kudretlenmiş olarak muzaffer kalkar yataktan.Yazarın cinsiyeti ne olursa olsun , yazı dişildir her zaman.






Elif Şafak-Med-cezir

Kızıla Boyalı Saçlar / Kostas Mourselas

Sefil Düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?"


Kızıla Boyalı Saçlar / Kostas Mourselas

Paulo Coelho-Simyacı



Öyle zamanlar vardırki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez...


Kimse bilinmezden korkmamalı..Çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir...İster hayatımız, ister ekin tarlalarımız olsun..Sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız..Ama hayat hikayemiz ile dünya tarihinin aynı el tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman..Bunu anlar anlamaz bu korku uçup gider...
Ve Tanrı geleceği pek ender açınlar ve bunu bir tek gerekçe için yapar...Değişmek üzere yazılmış bir gelecek söz konusu olduğu zaman...Kim ve ne olursa olsun, yeryüzünde her insan, her zaman dünya tarihinde başrol oynar..Ve doğal olarak bilmez bunu...


En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..


Paulo Coelho-Simyacı

Shakespeare



istiridyenin biri diğerine dert yanar:
'içimde yuvarlak ve ağır birşey var,bana acı veriyor'
diğeri kibirli bir memnuniyet içinde:
'şükürler olsun ki içimde hiçbir sıkıntı yok,hem içimde,hem dışımda mutlu ve bütünüm'
o sırada oradan geçen yengeç şöyle der:
'evet mutlusun halinden ve bütünsün.Ama şunu söylemeliyim ki
diğer istiridyenin çektiği acının sebebi içindeki eşsiz güzellikteki incidir.


'Biz hayvanlar, öteki canlılar, dünyanın sessiz sakinleri, sizin yaşamdaki komşularınız, hepimiz bir ağızdan, size sesleniyoruz:
Biz sadece yaşamak istiyoruz! Sizden sevgi ve yaşam hakkımıza saygı bekliyoruz.
Bir kere bakın gözlerimizin ta içine, orada yaşamanın bizim için de sizler kadar değerli olduğunu göreceksiniz.
Biz de sizler kadar önemliyiz! Sizler kadar hakkımız var dünya üzerinde. Hepimizin bir arada yaşayabileceği kadar büyükken dünya, bu açgözlülük ve doyumsuzluk neden?
Düşünün; bizler, hayvan olmanın gururu ile yaşıyorken, siz insan olmayı utanç haline getiriyorsunuz!
Elinize bulaşmış kan mı, çocuklarınıza bırakmak istediğiniz miras?
Bizden güçlüsünüz, kabul ediyoruz. Bu yüzden size sessizce haykırıp, usulca yalvarıyoruz:
En doğal hakkımızı elimizden almayın, yaşamamıza izin verin! ! ! '




''İnsanların çoğu...
Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...


Durma üz kendini üzebildigin kadar, hatalarını düzeltecekse.
Düşünme hiç şu anını, düşüncesizlik garantiliyorsa yarını.
Ve kork ölümden ölesiye, korkun seni ölümsüzleştirecekse...
'
Shakespeare

Dostoyevski-suç ve ceza

‘Bana kendi uydurduğun bir yalan söyle, gel seni alnından öpeyim’ der atasözü. Kendi uydurmuş olduğun bir yalanı söylemek, başka bir ağızdan duyulup tekrarlanan bir gerçeği söylemekten hemen hemen daha iyidir. Çünkü birinci durumda sen bir insansın, ama ikincisinde bir papağandan hiçbir farkın yoktur.”

“Bazen öyle karşılaşmalar olur ki, hem de tanımadığınız insanlarla karşılaştığımız halde, öyle birdenbire, tek bir söz bile konuşmadan, ilk anda, ilk bakışta onlarla ilgilenmeye başlayıveririz.”


Yoksulluk ayıp değil, bu bir gerçek, hem içkiye düşkünlüğün de bir erdem olmadığını bilirim ben, hem de daha iyi bilirim bunu. Ama sefalet, sayın bayım sefalet ayıp. Yoksullukta yaradılışımızdaki soylu duygularınızı koruyabilirsiniz ama, sefalette hiç kimse, hiçbir zaman koruyamaz bunu. Sefalete düşmüş bir kimseyi sopayla bile kovalamazlar, süpürgeyle süpürürler toplumun içinden. Bunu da sırf onu daha çok alçatmak için yaparlar. Bunda haklılar da, çünkü sefalete düşerken ilk kez ben kendimi aşağılarım.”


Dostoyevski-suç ve ceza

sebahattin zorlu

Gerçekle Yüzleşmek kitabından alıntılardır. Kitabı okumayanlara okumalarını tavsiye ederim.

Sözler elmas olsa bile, alıcısı yoksa gürültüden ibarettir.

Bir insanın önyargı duvarını yıkması, sonsuz bilginin ona açık hale gelmesidir.

Gönlüne kin koyan karşısında bir düşman bulur. Aşk koyan bir sevgili.

Biri iki görene şaşı derler; ikiyi bir görene alim.

Doğuştan köre renk tarifi yapılamayacağı gibi, cahile de hakikat ilmi anlatılamaz.

Kur´an; “Her nefs ölümü tadacaktır,” der. Tatma fiili bir tadanı gerektirir, tatmak varsa ölüm yok demektir.

Bilinçte seyredilen birbirini izleyen olaylar akışı, kimimizin dünyası olmuş, kimimizin rüyası.

Beden ve zihin bir alettir. Aleti kullanmak ile alet olmak arasında fark vardır.

Doğası kazanmak ve biriktirmek olan insanın kaybetmeye tahammülü yoktur. Yaşam ise, verdiklerini geri almak sistemi üzerine kurulmuştur.

Hz. Adem´in anasız babasız olmasına hayret etmeyen insan, Hz. İsa´nın babasız dünyaya gelmesine şaşırmıştır.

Güneş ışığı çiçeklerdeki renklerin sebebidir, fakat gerçek doğası renksizliktir.

Kibir cahilliğin belirtisidir, tevazu bilgeliğin getirisidir.

Sevginin bittiği yerde, katlanma başlar.

Sevgi hiç bir şeyi ayırmaz, bilgelik hiç bir şeyle özleşmez!

 Gerçekle Yüzleşmek -Sebahattin Zorlu

iskender pala

....Hem fuzuli aşkı anlatırken hep acıdan, elemden, ayrılıktan, yanmaktan, parçalanmaktan bahsediyordu. Aşk ayrılığının bir azap olduğunu söylüyor, sonra da azabın "a-z-b" kökünden türediğini, bununda "lezzet" demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardı ve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu...

(İskender Pala....Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk)

Susanna Tamaro-Yüreğinin Götürdüğü Yere Git..

Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa:
Yapılacak ilk devrim, insanin kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.
Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgarda devrilir.
Oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir,
olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.

Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilmediğin zaman,
herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al.
Hiç bir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle.
Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle.
Seninle konuştuğu zaman kalk ve yüreğinin götürdüğü yere git...""

Susanna Tamaro-Yüreğinin Götürdüğü Yere Git..

paulo coelho - zahir

...hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının ne anlaşılmasını. daireyi tamamla. gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamında yeri olmadığı için. kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temzile, tozdan kurtul. geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol!!
....yoksul olan asıl sensin- zamanı kontrol edemiyorsun, istediğini yapamıyorsun, senin koymadığın ve anlamadığın kurallara uymaya zorlanıyorsun..
..eğer bir hikayeyi anlatıyorsan o zaman ondan kurtulamamışsın demektir

paulo coelho - zahir

kitaplardan etkileyici alıntılar


'Bir idam mahkumu ölümünden bir dakika önce şöyle düşünmüş: Eğer yüksek bir yerde, bir kayanın üzerinde, iki ayağımın sığacağı kadar bir yer verseler ve deseler ki, 'Çevrende okyanunslar, altında uçurumlar, korkunç bir yalnızlık içinde böylece dikilmeye razı mısın? ' Bütün samimiyetimle şu cevabı verirdim: 'Evet razıyım! Yeter ki yaşayayım, binlerce yıl bile olsa böyle yaşamaya razıyım.Aman Allah'ım, ne yaman bir gerçek! Yaşamak, her şeye rağmen yaşamak...'


Suç ve Ceza – Dostoyevski


istiridyenin biri diğerine dert yanar:
'içimde yuvarlak ve ağır birşey var,bana acı veriyor'
diğeri kibirli bir memnuniyet içinde:
'şükürler olsun ki içimde hiçbir sıkıntı yok,hem içimde,hem dışımda mutlu ve bütünüm'
o sırada oradan geçen yengeç şöyle der:
'evet mutlusun halinden ve bütünsün.Ama şunu söylemeliyim ki
diğer istiridyenin çektiği acının sebebi içindeki eşsiz güzellikteki incidir.


'Biz hayvanlar, öteki canlılar, dünyanın sessiz sakinleri, sizin yaşamdaki komşularınız, hepimiz bir ağızdan, size sesleniyoruz:
Biz sadece yaşamak istiyoruz! Sizden sevgi ve yaşam hakkımıza saygı bekliyoruz.
Bir kere bakın gözlerimizin ta içine, orada yaşamanın bizim için de sizler kadar değerli olduğunu göreceksiniz.
Biz de sizler kadar önemliyiz! Sizler kadar hakkımız var dünya üzerinde. Hepimizin bir arada yaşayabileceği kadar büyükken dünya, bu açgözlülük ve doyumsuzluk neden?
Düşünün; bizler, hayvan olmanın gururu ile yaşıyorken, siz insan olmayı utanç haline getiriyorsunuz!
Elinize bulaşmış kan mı, çocuklarınıza bırakmak istediğiniz miras?
Bizden güçlüsünüz, kabul ediyoruz. Bu yüzden size sessizce haykırıp, usulca yalvarıyoruz:
En doğal hakkımızı elimizden almayın, yaşamamıza izin verin! ! ! '




''İnsanların çoğu...
Sevmekten korkuyor, kaybetmekten korktuğu için..
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için.
Ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...


Durma üz kendini üzebildigin kadar, hatalarını düzeltecekse.
Düşünme hiç şu anını, düşüncesizlik garantiliyorsa yarını.
Ve kork ölümden ölesiye, korkun seni ölümsüzleştirecekse...
'
Shakespeare


'Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın. Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın. Öyleyse mektup sende.'
...
 




Öyle zamanlar vardırki, insan hayat ırmağının akış yönünü değiştiremez...


Kimse bilinmezden korkmamalı..Çünkü herkes istediği ve ihtiyaç duyduğu şeyi ele geçirebilir...İster hayatımız, ister ekin tarlalarımız olsun..Sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız..Ama hayat hikayemiz ile dünya tarihinin aynı el tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman..Bunu anlar anlamaz bu korku uçup gider...
Ve Tanrı geleceği pek ender açınlar ve bunu bir tek gerekçe için yapar...Değişmek üzere yazılmış bir gelecek söz konusu olduğu zaman...Kim ve ne olursa olsun, yeryüzünde her insan, her zaman dünya tarihinde başrol oynar..Ve doğal olarak bilmez bunu...


En karanlık an şafak sökmeden önceki andır..


Paulo Coelho-Simyacı




Sefil Düşünceler ve küçüklükler arasında kaybolup, hayattaki büyük sırrı çözemedik, soru da cevapsız ve acımasız kalakaldı: Nasıl yaşadın, neden öyle yaşadın, neyi yapabilecekken yapmadın, başka bir yol, başka bir anlam arıyordun, yanlış zilleri, yanlış kapıları çaldın, yanlış yollara saptın, yanlış insanları sevdin, yanlış yataklarda uyudun, yanlış evlerde yaşadın. Neden hayal ettiklerini, düşündüklerini bu kadar küçümsüyorsun?"


Kızıla Boyalı Saçlar / Kostas Mourselas





Uçurumun kenarında durmuş düşünürken yazacağın kelimeyle atacağın adımı,yani aslında sorarken kendi kendine soramadığın takdirde aşağıya düşmenin nasılda korkutucu olacağını,yazı tutar çok daha da beterini sunar sana,seçeneğin varmışçasına.Uçurumu yutarsın yazdıkça.
Dil dipsiz bir boşluk oluverir o zaman,yudum yudum alırsın içine.Simyası kimyana karışır.Düşmekten de ürkütücüdür uçurumu yutmak.İçinde damarlarında, beyninin kıvrımlarında o dipsiz boşlukla yaşamak..günbegün..senebesene...hayatbehayat...Yaz abilmek için benliğinin evinde ne var ne yoksa çıkartıp atmayı göze almak zorundasın.Mahremiyetini yitirmeye ve mahrumiyete hazır olmalısın....
ve sonra şöyle der Elif ablam;
Yazmak,tanıdık ama bir o kadar yabani, yabancı bir bedenle sevişmektir ve her sevişmede olduğu gibi burada da dişil olan katbekat kudretlenmiş olarak muzaffer kalkar yataktan.Yazarın cinsiyeti ne olursa olsun , yazı dişildir her zaman.






Elif Şafak-Med-cezir



Bazı lüks restaurantlar vardır...
Bazı lüks oteller...
Orada parayı yediğiniz yemeğe değil, güya aldığınız hizmete ödersiniz. orada masa örtüleri pahalıdır. orada garsonların aylıkları yüksektir. oradaki porselenler, çatal kaşık takımları ithaldir.
Sıradan vatandaş mönüden bir şey anlamaz. çoğu zaman yabancı dil bilmekte kafi değildir.
Ve yemekler lezzetli değildir. oraya gidenler bunu umursamaz.
Umursayamaz.
Farkedemezler çünkü.
Mide ile işkembe arasında fark vardır çünkü.
Oralar midenin değil, komplekslerin tatmin yeridir.
Bazı lüks restaurantlar dedim.
Hepsi değil tabii...
-------------------------------------
Bazı lüks insanlar vardır.
Etiket kokarlar.
Gözlükleri pahalıdır. çakmakları ve saatleri de... uzaktan baktığınız da -eğer hareket etmiyorlarsa- saygıdeğer insan görüntüsü verirler. ama en ufak hareketlerinde veya konuşmalarında bir mızrağın boşu boşuna çuvala sokulmak istendiğini farkedersiniz.
Birşeyler akar, birşeyler dökülür. tablo bozulur. manzara sırıtır.
yerli yerinde olmayan birşeyler vardır.
O pahalı gözlüklerin, saatlerin, gömleklerin ve kıyafetlerin mağaza vitrinlerindeki cansız mankenlerde bile daha sıcak, daha anlamlı durduğunu düşünürsünüz. şıklığı aksesuarlar sağlıyorsa, içindekinin şık olmadığı gerçeği ortaya çıkar.
İşin kötüsü onlar bunu farkedemezler.
Oldu zannederler.
Oldum zannederler.
Bazı lüks insanlar vardır.
Etiket kokarlar.
Hepsi değil tabii...
----------------------------------
Bazı evler vardır.
Geniş evler... gösterişli evler... zengin evler...
Eşyaları topluca alınmıştır. dekoratörlere danışılmıştır. o eşyalar kıyafetler gibidir. modaya ve mevsime göre değişirler. eşyalar eskime asaletini yaşayamazlar.
O eşyalar yaşamazlar
O eşyaları yaşayan da yoktur.
Bazı evler vardır.
Lüks oteller gibidir.
Akşama tarhana pişiren, çorbanın yanına süpriz hazırlayan anne yoktur.
Akşama evdekiler için üç- beş birşeyler almanın telaşı ve gayreti içinde eve dönen baba yoktur.
Akşam babasını gözleyen çocuk veya çocuklar ve akşam yemeğini mutluluğa dönüştürecek aile duyguları yoktur.
Bazı lüks evler vardır; lüks oteller gibidir.
Hepsi değil tabii...
----------------------------------------------------
Bazı lüks evler, bazı lüks restoranlar ve bazı lüks insanlar vardır. bu üçgenin derininde yaşanan ortak kader mutsuzluktur.
Çaresini bir türlü bulamazlar. bir türlü satın alamazlar.
Ve farkında oldukları ama çaktırmadıkları tek şey de budur: Mutsuzluk...

Murat Başaran/ Sevmek Ölmekle Başlar.


''En koyu yalnızlık bile bir tanığa ihtiyaç duyar'' demiş Cemal Süreyya günlüğünde...
Peki yıllarca beklemiş bir kahkahanın,nice dertlerden sonra ferahlamış bir kalbin,çalışa çalışa nasır tutmuş
sevinçli parmaklarında birer tanığa ihtiyacı yokmu?
Ya da şöyle sorayım:sadece ve sadece ''kötü gün dostu'' olmak ta birazda dostlarımızın acılarına tanıklık
etmenin verdiği karanlık bir lezzetmi var?

A.Ş.K neyin kısaltması / Tuna KİREMİTÇİ

 

Bir dusunse ekersin, bir eylem bicersin..
Bir eylem ekersin, aliskanlik bicersin..
Bir aliskanlik ekersin, karakter bicersin..
Bir karakter ekersin, kaderini bicersin..

Ferrari'sini Satan Bilge..

"Acı çekersek tadına varabileceğimizi öğrenmiştik şiirlerden...
Ama şiirlerin bir şair yalanı olduğunu unuttuk.
Ve şairlerin yalanları, gerçekleri göstermek için kullandığını...
Acımayı keşfettik.
Kanamayı.
Verdiğimiz acı kadar unutulmaz olacağımızı sanıyorduk.
Aşk acıdan ayrıydı.
Mutlulukla alakasızdı.
Aşkın içi boş sandık.
Yaşadıkça dolacağı inancıyla her dakikaya başka bir mana verdik.
Anı sığdırdık.
Aşk tekti.
İçi ve dışı olmayan tek şeydi.
Yanıldık.
Aşk noksandı.
Ne zaman tam olsa, ölüm olurdu.
Ölmemek için noksanlığını ittik hayatımızdan ve daha da yaşasın diye yeni noksanlıklar yerleştirdik etrafına.
Aşkın yanı, yamacı yoktu.
Tekti.
Tekildi.
Çoğula bundan karşıydı.
Onun için, iki kişiden birinin yokluğunda görünür